Sevda Yolu

لا إله إلا الله محمد رسول الله
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İslam'da var olan; kişisel yönlendirme mi yoksa entelektüel yöneltim mi?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
hayri mazlum

avatar

Mesaj Sayısı : 42
Kayıt tarihi : 24/02/08

MesajKonu: İslam'da var olan; kişisel yönlendirme mi yoksa entelektüel yöneltim mi?   23rd Mart 2008, 18:06

Kişisel yönlendirme; bir kimsenin bir başka kimseyi yaşamında, izleyeceği hayat stilinde ne yapması gerektiğini, neyi seçip alması ya da neyi bırakması, nelere yakınlık göstermesi konusunda yani nasıl bir hayat bakışından nasıl bir nizama uyması gerektiğini kendi şahsi fikirlerine göre yönlendirmesidir. Bir başka deyişle başkasının gözlerinden hayata bakmaktır.

Entelektüel yöneltim ise; kişinin Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın vermiş olduğu aklı ve duyuları kullanarak insan, hayat ve kâinatın öncesine iman etmek lazımdır ki; O tüm mevcudatın yaratıcısı Allah-u Teâlâ'dır. Bu hayatın sonrasına da iman etmek lazımdır ki, O da kıyamet günü ve ahiret hayatıdır.

Bu hayat ile hayat öncesi arasındaki münasebet iki konuyu kapsar:

-Yaratıcı yaratılan alakası,

-Yaratıcı olan Allah'ın gönderdiği din yani Allah'ın emir ve nehiyleri.

Bu hayat ile hayat sonrası arasındaki münasebet de iki konuyu kapsar:

-Ölümden sonra dirilme,

-İnsanın dünyada yaptığı işlerden sorulması.

Bu yüzden bu hayatın öncesi ve sonrası ile bir bağlantısının olması gerekir. İşte bu bağda Allah'ın gönderdiği İslam'dır.

İşte, Allah'ın verdiği aklı ve duyuları kullanan kişi entelektüel şekilde başkasının gözlerinden değil kendi iradesini kullanarak bu sonuca ulaşır. Ve bu sonuca ulaşan kişi de yine aklını kullanarak Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in siyretine ve Efendimizden Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonraki 13 asırlık İslam Devletinin tarihine baktığında kimsenin kimseye şahsi bir şekilde emir vermediğini ve her aciz kulun doğaüstü bir gücü olmadığını sadece bunun peygamberlerde olduğunu görebilir.

Kişisel yönlendirme yüzeysellikten ibarettir. Aydın ve derin düşünen insan, inanmadan ve itaat etmeden önce sorgular, yargılar, hakkı arar. Delillerini sorar, kaynağını ister. İslam'da kişisel yönlendirme yoktur. Hele iman, akide konusunda taklid caiz değildir.

Taklit; düşünmeden bir başkasına uymak demektir. Lügatte; "falan işte onu taklit etti" denilir. Yani düşünmeden ve incelemeden ona tabi oldu.

Şer'an ise taklit; bağlayıcı herhangi bir delil olmadan başkasının sözü ile amel etmektir. İlim sahibi olmayan bir kimsenin bir müçtehidin sözü ile amel etmesi veya bir müçtehidin kendi gibi bir müçtehidin sözü ile amel etmesi birer taklittir.

Akidede ise taklit caiz değildir. Çünkü Allahu Teâla akidede taklit edenleri kınayarak şöyle buyurmaktadır:

"Onlara Allah'ın indirdiğine uyun denilince, hayır atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler." ( Maide 104)

Şer'i hükümlerde taklit ise; şe'ran her Müslüman için caizdir. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

"Bilmiyorsanız kitap ehline sorun" Allahu Teâla, bilmeyen kimsenin ondan daha bilgili olan kimseye sormasını emretmektedir." ( Nahl 43)

Yine Cabir (r.a.)'dan şöyle rivayet edilir:

"Adamın birinin başına taş isabet etti ve onun başını yardı. Daha sonra ise adam ihtilam oldu ve arkadaşlarına teyemmüm yapabilmem için bana ruhsat var mıdır? diye sordu. Onlar: Senin için teyemmüm yapabilme ruhsatı yoktur dediler. Adam bu cevap üzerine o haliyle gusletti ve başındaki yaraya suyun isabet etmesi nedeniyle öldü. Bu olayı duyan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Onun teyemmüm yapması yeterdi. Başını bir bez parçasıyla bağlar, onun üzerini mesheder ve vücudunun diğer organlarını yıkardı" dedi. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Dikkat edin! Bilmiyorsanız sorunuz. Zira cahilliğin şifası sormaktır" dedi." (Ebu Davud, taharah, 284) (İslam Şahsiyeti c1, s 1)

Ama maalesef insanlar kulluk şuurunu farklı bazda kavradı ve kimisi Allah'a yakın olmak için düşünmeyi yani Allah'ın farzını bir kenara bırakarak, kendiyle Allah'ın arasına, Allah'ın aciz kullarını soktu ve Allah'a itaatten koparak kula itaate kaydılar. Kul ne derse onun sözünden dışarı çıkmamaya hatta el etek öpmeye başladılar. Allah'tan bir şey isteyeceklerinde kulu vesile kıldılar, Allah'tan af isteyeceklerine kula gidip tövbe istiğfar yaptılar. Pratik bir ilmi meseleleri olunca bunu fıkıh kitaplarını, İslami eserleri açıp araştıracaklarına hemen hacılardan hocalardan fetva isteme peşine düştüler. Ya da bir şahsa İslami bir sual sorsan; "bilmiyorum şeyhime soralım, hoca efendiye soralım" der. Ya da; "hocam öyle diyor ona inanıyorum" derler. Yani tamamıyla kişiye hâkimiyet sağlanıyor ve bu egemenlikte kişiyi nereye itsen gidecek, nereye çeksen gelecek bir kukla konumuna düşüyor.

İslam'da entelektüel yöneltim vardır. Bu Allah'ın emrettiği şekilde vahiy kaynaklı yönetilmektir. Bu yöneltim şekli her yönetim şeklinin üstündedir ve tektir. Sadece Allah'a kulluktur. Entelektüel olması ise Allah'ın verdiği aklı kullanarak itaat vardır. Körü körüne, kulaktan dolma boş sözlerle ya da nefsimize hoş gelene itaat nahoş gelene bağlanmamak yoktur. Müslümanların bulunduğu konumdan yükselmesi için tüm Müslümanların aydın düşünebilmesi için bu konunun iyi idrak edilmesi lazım. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvayladır ve Allahın katındadır:

"Muhakkak ki, Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, takva bakımından en üstün olanınız (Allah'tan en çok korkanınız)dır." (Hucurat 13)

İslam güneşinin yeryüzünü parlak güneşiyle ısıttığı asırlarda el etek öpmek ve şahısların peşinden gitmek yoktu. Hatta Peygamberimiz ashaba bir bilgi verdiğin de ashap Peygamberimize: "Ya Resulullah bu senin fikrin mi vahiy mi?" diye soruyorlardı. Onlar Resul'den şüphe ettikleri için değil sırf Allah rızası için soruyorlardı ona. Ve Peygamberimizde onlara, stratejik bir mesele de ya da günlük işlerdeki bir mesele de ashaba soru soruyordu, fikir alış verişinde bulunuyordu. Savaş esnasında; "Şurada mı konaklayalım, burada mı?" Ya da zirai meselelerde, hurma ağaçlarıyla ilgili işlerde ve benzeri işlerde, işin ehli olanlardan fikir alıyordu.

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir topluluğun içindeyken dışarıdan gelen bir şahıs onu fark edemeyerek; "Muhammed kim?" diye sorduğunda O'da; "Benim" der. Topluluğun içinden kendini ayırt edebilmeleri için ayağa kalkardı.

H. 18. senede İslâm Devleti halifesi Hz. Ömer, Suriye-Filistin bölgesini kontrol edip vukuu bulan vebanın neticelerini tespit için Şam'a gitti. Maiyeti ile Şam'a yaklaşan Ömer yolculukta deveye binme işini kölesi ile sıraya koymuştu. Şehre girmeye yaklaşıldığında deveye binme sırası köleye gelmişti. Her ne kadar deveye binmek istemese de Ömer Radıyallahu Anha'nın ısrarı üzerine köle deveye binmeyi kabul eder. Ömer yaya olarak kölesi ise devenin üzerinde olmak üzere şehre girerler. Yanında ise ne bir emir subayı ne de bir muhafız vardı. Toplanan kalabalık kimin hâlife kimin de onun kölesi olduğunu fark edemiyordu. Ömer'i tanımayan halk devesinin yularından tutmuş yürümekte olan Ömer'e şöyle soruyorlardı; "Emiru-l Mü'minin nerede?" Ömer'in cevabı çok kısa ve netti: "İşte önünüzde!..."

Oysa şimdi şeyhler müritlerinin arasında hemen fark edilecek şekilde. İslam'da yeri olmayan hiyerarşi, makam sırası ve dereceler vardır. Boyunlar eğik sözde bu takva belirtisi, şeyh ne derse o oluyor, onun sözünün sonuna soru işareti konmuyor. Eğer soru sorarsan "aklını kullandığın için bu şeytandandır ve senin kalbin almıyor mühürlü" deniyor. Nasıl bu soruyu sorarsın sen diyerek hatta kişinin akidesi aşağılanıyor.

"Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır" der tasavvuf ehli. Eğer iki mürid şeyhini içki içerken görse "bu görüntüye inanmayacaksın, çünkü senin şeyhinle bağını koparmaya çalışan şeytan sana o görüntüyü gösteriyor" denir. Oysaki İslam ceza hukukuna göre dört şahit zina için, iki şahit de içki içen için yeterlidir. Ama bu görüntüye inanmayacaksan, bu hukuk nizamı uygulanmazsa İslam hükümleri hayatiyetini kaybeder. Çünkü İslam'a göre şahit varsa ve güvenilirse suçlu cezalandırılır. Yani görüldüğü gibi İslam'ın hükümleri bir kenarda dursun, insanın düşünme platformu bile yok edilmekte, katledilmekte ortaya koymuş oldukları fasid kurallarla. Kişisel yöneltim olan gruplarda, düşünme platformu diğer üyelerde olmayacak, o liderine isyan etmeden mutlak itaat edecek, lider yönetecek, ne diyecekse o olacak. Oysa lider de diğer insanlar gibi yaratılmıştır. Bir farkı yoktur. Onun da özel hayatı, organik ve içgüdüsel ihtiyaçları vardır. Onu alıp koydukları o yüksek makamda tutan ne ilmi, ne özel oluşu, ne Allah'ın sevgili kulu olması ve onu mübarek kılması, ne de soyunun mübarek olmasıdır. Tek sebep etrafındaki insanların onu oraya koymuş olmasıdır.

Bal tatlıdır, sirke ekşidir, hak doğrudur batılsa yanlıştır, nasıl ki balla sirke karıştırılmazsa hakla batılda asla bir araya gelmez. Oysa bunu söylemekten üzülüyoruz lakin günümüzde bu kaos yaşanıyor. İnsanların kişisel olarak yönlendirildiği, entelektüel olarak düşünmekten uzaklaştırıldığı, İslamiyet'in yanlış tanıtıldığı, gösterildiği, bunların İslam'dan olduğu sahte yalanların uydurulduğu ahir zamandayız. Liderlik İslam'da da vardır. Bakmamız gereken tek yer olan Kur'an ve Sünneti dikkati nazarla ele alacak olursak asla ve kata Resulullah Efendimizin uygulamalarında ve ondan sonra gelen İslam devleti liderleri olan halifelerde (Allah onlardan razı olsun) uydurulmuş asılsız liderlik anlayışı olmamıştır.

Ey Müslüman kardeşlerim ve bacılarım!

Kişisel yöneltim insanların gücünü ve enerjisini harcayan bir zehirdir. Bu ümmetin zinde ve dinamik gençlerini uyuşturan bir ilaçtır, bu insanları dört duvara hapsedip sadece işaret parmağını oynattıran boncuk sayma işidir, bu hayvanlardan farklı olarak bize verilmiş olan yüce akıl nimetine zincir vurmaktır, bu Müslümanları bir arada tutmaktan yana onları ayırıp ihtilafa düşüren sivri bir oktur. Bu insanların aile içi vazifelerinden bile geri koyan bariyerdir, yüce İslam davası için bu yola çıkan müminlerin handikabıdır.

İslami şahsiyeti dinamik ve aydın olmalı. Entelektüel hareket etmeli sormalı ve araştırmalı. Her hareketi ama her hareketi vahiy kaynaklı olmalı.

"Resul size neyi verdiyse onu alın sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının." (Haşr7)

"O havasından bir şey söylemez, onun söylediği ancak vahiydir. Onu müthiş kuvvetli olan öğretti." (Necm 3-5)

Velhamdulillahi Rabbul Alemin
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
..::UYANIŞ::..
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 07/02/08
Yaş : 28

MesajKonu: ...   24th Mart 2008, 18:36

emeğine sağlık abim..Allah razı olsun paylaşımların için..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sevdayolu.yetkinforum.net
 
İslam'da var olan; kişisel yönlendirme mi yoksa entelektüel yöneltim mi?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Dünyanın En zehirli canlıları
» Günlerin en güzeli olan Mevlid Kandili, haftaların en güzeli olan Kutlu Doğum Haftası
» Bir Siteye Üye olan kullanıcıların Şifresini Çalmak

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Sevda Yolu :: Siyaset :: SİYASİ ANALİZLER-
Buraya geçin: